Cumhuriyet demokrasiyle buluştu

Kategori: Köşe Yazıları | 0

Bugün Cumhuriyet Bayramı kutlanıyor. Bu ülkede yıllar yılı cumhuriyetten söz edenlerin demokrasi diye bir kavram yokmuş gibi davrandıklarını, hatta eğitim sistemimizin ilkokuldan başlayarak üniversiteye kadar cumhuriyet kavramını belirsiz hale getirip, sanki ayni zamanda demokrasiymiş gibi öğrettiğini, anlattığını kaç nesil bizzat yaşayarak biliyor!

“Daha yakın zamana kadar, Türkiye’nin demokratikleşme süreci derinleştikçe bu konuda ileriye doğru adımlar atıldıkça ‘Cumhuriyetin kazanımları yok ediliyor, cumhuriyet düşmanlığı yapılıyor’ edebiyatı, ‘tehlikenin farkında mısınız’ kampanyası, henüz unutulmadı. Cumhuriyetin en büyük kazanımının demokrasiyle buluşmak olmasından rahatsız olanların kopardığı bu gürültü, şimdilerde başka biçimlere bürünerek, bazen de bir çeşit ‘Türkiye düşmanlığına’ dönüşerek ortaya çıkmıyor mu?” 
Cumhuriyet bugün gelinen aşamada birçok başarıya imza atmış bir projedir. Yaşadığımız coğrafyanın sorunlarına bakıldığında, tabii kaynaklar olarak ülkenin yoksunluklarına dikkat ederek değerlendirildiğinde, bu ülkenin bugün ekonomisiyle, insan kaynaklarının zenginliği ile demokrasisi ile elde ettiği başarının önemi daha iyi kavranabilir.

Halksız Cumhuriyet

Şüphesiz bugüne ulaşmak kolay olmadı. Meselenin bir çok yönü vardır; bunların içinde ekonomiden dış politikada girilen bağlayıcı ilişkilere, yoksul geri bir tarım ülkesinden, üreten ekonomiye geçmek, nüfusunun %80’inden fazlasını, çoğunluğu birkaç metropol olmak üzere, şehirlerde yaşatmak gibi kolay olmayan işleri yapmak vardır. 
Cumhuriyetin kuruluş yıllarının dünyası, çok farklı bir dünyadır. Bu dünyanın içinde Batı’nın tartışmasız bir üstünlüğü ve kurduğu hegemonya söz konusudur. Milli Mücadele’den sonra Türkiye’nin siyasi bakımdan Batı çizgisinde bir politik konumlanmayı seçmesi, o şartlar içerisinde alternatifsiz bir yol olarak görülür. Bunun sebep olacağı bağımlılık ilişkilerinin sonradan nasıl evrildiğini, Türkiye’yi içine kapatarak İmparatorluk birikiminden uzaklaştırıp nasıl bir politik vizyonsuzluk oluşturduğunu sadece hatırlamak bile, sorunun nerelere uzandığını göstermek bakımından önemlidir. Bu vizyonsuzluk Türkiye’yi uzun yıllar Ortadoğu coğrafyasındaki sıradan ulus devletlerden biri haline getirecektir. 
“Batı’yla kurulan ilişkinin Türkiye’nin itibarını Batı nazarında da ileri bir noktaya taşıdığını iddia etmek ise problemlidir. Bilhassa Soğuk Savaş etkisiyle Batı’nın Türkiye’ye biçtiği konum, Doğu’daki savunma hattı veya çok bilinen şekliyle ‘Batı’nın ileri karakoludur.’ Bu ilişkilerin sürdürülmesi için Türkiye’deki iktidarın cumhurla paylaşılmaması, onun dışında tutulması gerekmektedir.”

Demokrasinin gücü

Toplumdaki demokratikleşme eğilimlerinin bastırılması, iktidar sahibi olarak sivil bürokrasin, askerler ve sermayenin bu ‘Batı yanlısı siyaseti bir cumhuriyetçilik anlayışı’ olarak halka kabul ettirmesine ihtiyaç vardır. Uzun yıllar resmi eğitim politikasının ‘cumhuriyet diye yapay bir ideolojiyi’ üretmeye çalışmasının sebeplerini burada aramak gerekir. Cumhuriyetin demokrasiyle buluşması uzun bir mücadelenin sonucu olsa da oldukça yeni bir olaydır. Türkiye demokratikleşme süreciyle birlikte birçok yapısal sorununu çözme imkânına kavuşmuştur. Bunların başında devlet içinde ‘iktidar odağının’ değişmiş olması gelir. Daha 1920’lerde ‘egemenliğin kaynağını, meşru temelini millette’ gören bir anlayış ancak şimdi gerçeklik haline gelmektedir. 
Sivil toplumla politik toplumun çatışmasının ürünü olan antidemokratik kurumsal yapı, demokrasi sayesinde dönüşüme uğrayarak sivil toplumun özgürleşmesine imkân vermiştir. Bu imkân içinde önümüzde duran sorun; cemaat tipi yapılanmaların otoriterlikten uzaklaşıp demokratik değerleri içselleştirmesi ve elbette bireyin gelişmesidir. 
Cumhuriyetin demokratikleşmesi, milletin cumhuriyete sahip çıkması demektir.